4 Şubat 2015 Çarşamba

Bir 4 Şubat Meselesi

*okuyacaksan alttan bu şarkıyla oku. 




04.02.1984 Cumartesi
Saat 20:00
Karataş

                Geniş iki aileden kaçarak kendi çekirdek ailelerini kurmaya ant içmiş, bütün hayalleri kendilerine ait olan basit bir evde ömür boyu çiğdem çitlemek olan – yanında biraz rakının, biraz da eş dostla muhabbetin olduğu – iki ayrı cinsin bir hayali olarak dünyaya geliyorum o gün. Hatırladığım kadarıyla ilk sorum “neden” oluyor. Sonrası malum.

                Doğum, tabiatıyla enteresan bir okazyon olduğu için o gün insanların şaşkınlıklarından ötürü aşırı tepki vermeleri normal karşılanıyor. Mesela peder bey olay esnasında rakı masasında olduğu için onun bu curcunada bir de joker hakkı var. Bu yüzden hastaneye geldiklerinde rahmetli Vecihi ve rahmetli Ömür’ün “taşaklı adam olur” diyerek küveze elleriyle seçip aldıkları domatesleri yerleştirmelerine “iki tane koyun” diyerek cevap veriyor. Haklarını ödeyemem.
               
                Joker hakkını kullanan peder bey, kendine kalan hakkını kullanmak için valideye sarılıyor. Dokuz ay boyunca Yetiş’lerden Cansın’lara geniş bir yelpazede çağırdıkları ufaklığı kucaklarına aldıklarında ölümsüzlüğün formülünü bulmuş isviçreli bilim adamları gibi sevindiklerini hatırlıyorum.

                Sonrasında valide benimle anlaşabilmek için konuştuğu dili bir kenara bırakıp içinde “hebele, hübele, hanimiş, apıcık, kubuçuk”  gibi terimlerin geçtiği bir dille benimle iletişime geçiyor. İnsanın bilmediği şarkıya eşlik etmesi kadar samimi ve içten bir davranış olduğunu düşünüyorum o anda. Ama kendimi bir türlü anlatamıyorum. O kadar anlatamıyordum ki sonrasında aynı zamanda aynı yerde dünyaya geldiğim diğer iki arkadaşımın yaptıklarını izleyip avaz avaz, bağıra çağıra ağlamaya başladım. İşe de yaradı. Herkes sustu, hemşire çağırıldı, gerekli müdahelelerde bulunuldu. Sonrasında bir metrekarelik bu sefer domatessiz olan küvezime yerleştirildim ve küvezin kapağı kapatıldı.

                1984’ün 4 şubat Cumartesi’sinin after’ı bir ömür sürdü.


04.02.2015 Çarşamba
Saat 08:30
Asmalı Mescit

                Normalde bu saatte uyanmam. Yedi gibi uyandım. Sabah olmasın istiyordum. Son bir saatimde sabah olmamasını sağlayacak, zamanı durduracak bir mucize bulmalıydım. Bulamadım ama olsun. O bir saat çok güzeldi.

Doğma sancısını geçmiş tecrübelerimden hatırlıyorum. Çıkacak delik ararsın, zor bir süreç. Sadece sana da bağlı değil, öyle olsa kolay. İçinden doğacağın şeyin sana izin vermesi lazım. İttir, kaktır bir durum. Sonrası iyi ama. Çıkana kadar. Çıkınca alışıyorsun.

Kahveyi koydum. Pencereden ayaklarımı sarkıtıp dışarıyı izledim. Güneş vardı ve yalandan değildi, biraz zorlasa herkesi ısıtabilecekti. Sokaktan geçip işe giden güzel insanlara baktım. Sunuma gitmeme gerek kalmadığına dair patronla anlaştık. Doğum için hazırlanmam gerekiyordu.

Bugün benim doğum günüm. Bu topraklardaki son doğum günüm. Bir öncekinin tersine bağıra çağıra, kanlı, kordonlu, gözyaşları içerisinde değil sakin sakin, usulca doğuyorum. Bir gebelik düşün ki otuz bir sene sürsün. Bazen uzun sürüyor.

İnsan doğuyor, büyüyor, yaşıyor sonra ölmeden tekrar doğuyor, tekrar büyüyor, tekrar yaşıyor. Kendine çok güvenen varsa kendini öldürebilir ama ben kendime o kadar çok güvenmiyorum. Asıl bir de donarak ölmek var ki, evlerden uzak. Bütün bunların neden olduğunu sorgulamıyorum – artık –. Hikaye devam ettiği sürece ben bir yerlerde, yüzde yüz, başka hiçbir şeyi düşünmeden, bir bütün olarak, kalbimden pompalanan kanı serçe parmaklarımda bile hissedecek kadar kendimi hissedebileceğim. Doğumlarda böyle oluyor.

- Bunun after’ı bir öncekinden daha uzun sürer.
- Bilemiyorum Altan.




Hiç yorum yok: