17 Nisan 2010 Cumartesi

altay nedir ?


Orhan Berent'in blogundan asagidaki yazi.
Ne kadar anlamli geliyor okuyunca. cok sey yazasim geliyor siyah-beyaz renkler hakkinda ama tutuyorum kendimi bu konuda.

Alsancak çarşıdır, Mesudiye caddesidir.
Denize açılan sokakları, Rum evleri,
İki karşılıklı kahvehane,
Altay çocukluğumdur.

Alsancak stadı yürüme mesafesi,
Eski pazaryerinde manav Eko,
Biraz gevezelik, biraz muhabbet,
Bornova sokağında mola,
Efes pasta fırınında limonata,
Yazlık sinemalar,
Şölen, Kordon, Ar, Hastürk,
Hayat sokağı, ikinci kordon,
Sevinc'in önüdür Altay.

Eski fotoğraflar, eski yüzler
Zorlular ve Özgenerler,
Rıdvan Burteçin'in gözlerindeki endişedir.
Kulüp defterinde fiyakalı bir imzası,
Güzel el yazısıdır Bayram Dinsel'in.

İzmir'in arka bahçesi Kahramanlar,
Sokak içinde Büyük Altay kahvesi,
Tariş depoları, Roman mahallesi, Murteka,
İlk gençliğimdir Altay.

Kaleci Tanzer'in heybeti,
Rahmetli Sabahattin'in tribünlere bakışı,
Bilal'in kayarak müdahalesidir.
Zafer'in kel kafası,
Şeref'in fırsatçılığı,
Nevruz'un saçları,
Miço'nun mazlum bakışı,
Vefasız Çeşmeli'nin kornerden attığı gollerdir.

11 Nisan 2010 Pazar

atese yakin

raki guzeldir, icinde raki gecen sarkilar ise daha guzeldir.

bir mum yaktığım o akşam seni andım
korkuyu savdığım her anı hatırladım
gittiğin günden bugüne her şey aynı sadece
çok özledim her kahraman gibi erken gittin
gördüğüm en son ışık parıltı sendin
hep parladın
dinlendiğin o sarmaşık sonra soldu
hep uçtun ateşe yakın

bir kayık iki kürek
ay parlak asil yürek
biraz rakı biraz azık
belki hayat bu demek

göçtüğün gün ben
tesadüfen düşümde gördüm veda ederken
çok özledim her kahraman gibi erken gittin

veda maili


bir ayi doldurdum bile yeni ofiste.
"vedalara dayanam" klisesini sevmem. veda gercektir ve hayatin kendisidir. bugun ben veda ederim, yarin bana veda ederler. hicbir sey olmamis gibi davranmak da karaktersizligin daniskasidir bu ayriliklarda. icinden geleni son kez soylemen gerekir. ben de soyledim.

final siiri de trofolo'da, olaylarin zirve yaptigi donemde okumustum.

......

son 22 saattir aynı koltukta oturup, havayla temasta bulunmadan, excel senin, powerpoint benim, brief onun, P4 bunun, budget hepimizin diye globalleşmeye devam eden dünyanın emlakçısı olan reklam endüstrisine hizmet veriyorum. bir önceki cümlede geçen tümleçlerin hepsini hayatımdan çıkartmayı ne kadar da çok isterdim oysa.
daha şanslı doğabilseydim, kendi şansımı yaratmaya çalışmasaydım.
ben yol, su ve elektrik peşinde değilimki. taşları birbirine sürterek kendimi ısıtmak istiyorum. işim bittiği zaman da tükürürek söndürürüm. ama ne yazıkki o reklamda olduğu gibi levent'teki ofisimden çıkıp, etiler'deki evime doğru yola koyuluyorum birazdan.
son derece korkutucu bir gerçek.

diye yazmistim kendi bloguma agustosun 27sinde.
daraldigim gunlerdi. hepimizin olmadi mi zaten?
hayat vs kariyer diye sorguladigimiz.

ne yazikki dvd'lerin extralarindaki deleted scenes'e hicbir zaman anlam veremedigim icin ben de herseyi saklayip bos bir veda maili atmak istemedim.

ama sunu belirtmem lazim.
26 senelik yeryuzu seruvenimde, kritik anlarda gozunuzun onune gelen film seridinde yer alan bes kare saysam ikisi bu cati altinda gecti.
unutulmayacak guzel hatiralar.

cok sey ogrendim mindshare'de.
hem iş anlaminda hem insanlik anlaminda.

bazi insanlara tesekkur etmek istiyorum.

herseyden once dost oldugu icin sinan'a.

inci, eda ve dilek de bunlarin basinda. minitolariydik biz 21.katin.

meltem, ozan, pinar, aslihan, isil, ecehan, sefika, yelda, elif, ozan, bora, mitor, haydar, umut vs vs
işlerinde samimiyeti yitirmeyen, insan olan insanlar.

son olarak da bir şiir.
herseyi ozetleyen.

tesekkurler turkiye, tesekkurler mindshare

Artık gidiyorum
Beni uğurlayın kardeşlerim
Hepinize eğilerek ayrılıyorum
Yalnız sizin son ve nazik sözlerinizi bekliyorum
Uzun zaman komşuluk ettik ama
Verebildiğimden çok aldım
Şimdi gün ağardı
Karanlık köşemi aydınlatan lamba söndü
Bir davet geldi ve ben yol için hazırım
Bu ayrılış gününde bana bol şans dileyin arkadaşlarım
Beraberimde ne götüreceğimi sormayın
Seyahatime boş eller ve ümit eden bir kalple çıkıyorum

thierry henry



fransada dogru
londrali oldu
helal olsun sana
thierry henry, thierry henry

aslinda bu entry'i londra'daki arsenal-barcelona maci sonrasinda yazacaktim ama vakit olmadi. to do list'ime tik atiyorum bu pazar, o yuzden yazmak istedim.
bir diger alkis da sahaya girmeden her turlu sevgi gosterisinde bulunup, oyuna girdikten sonra her topla bulususunda henry'i isliklayan arsenal taraftarina gelsin.

exit through the gift shop


graffiti candir diyip festival biletleri ilk ciktigi gun kapattik yerimizi. hayati boyunca kamerayi elinden dusurmeyen bir adami gorunce cok sasirdim, ben daha fotograf makinemle 20 foto cekmisken bu bagimliligi anlayamamam gayet dogal.

daha once de bloga graffiti ve banksy mevzusu konu olmustu hepsi burada. dunyaya iz birakip gitmek gerekir. silinene kadar o duvara iz birakmak da tatli ve kisa bir seruvendir. stencil maceram olmustu bir donem, yarattigi hazzi iyi bilirim. evinin duvarinda stencil'i olan biri sifatimla yaziyorum bu satirlari.

filmin muzikleri de Portishead'den tanidigimiz Geoff Barrow tarafindan duzenlenmis. festivaldeki gosterimi biten film, vizyona belki girer, girse de 20 kopyayla anca oynar. yuklenin torrent'e kacirmayin. imdb notu simdilik 200 oyla 8.1

19 Mart 2010 Cuma

ver-yansin



ne kadar guzel bir kelimedir.
turk dil kurumuna gore aklindan gecenleri tartmadan soylemektir. ikiye boldugunde ise anlam daha da derinlesir. icinden geleni tutma,dok. karsindaki de senin kustuklarin icerisinde cayir cayir yansin anlamina gelir -ki ne kadar icten, samimi bir duygudur.

cok uzun zamandir eve donerken aklimda cumlelerle, yazmam gerekiyor diye adimlarimi hizlandirmamistim. ustelik ayaklarimin alismaya calistiklari yeni ayakkabi kaliplari derime tecavuz ediyorken. halbuki ne kadar cok hikayelerim oldu baslayip da bitiremedigim, yazip da yayinlamadigim gecen birkac ay zarfinda.

anlamlar kaymaya basladi yavas yavas. zamanin yorgunlugunun getirdigi tepkisiz kalmalar ve katlanilmazliklar, bazi konulari tek bir catinin altinda, tek bir cift gozun icerisinde, masadaki tek bir kisi karsisinda lakirdi bulabilir hale getirdi. konusmama hakkini kullanmak ne kadar guzel bir eylemmis aslinda ama cocukken izledigim, imdb notu 5.0'i bile gecmeyen yine de o doneme damgasini vuran parliament sinema klubu gecelerinde hep yanlis anlamisim konusmama hakkina sahip olmayi, bana insanligin onune cekilen bir duvar gibi gelmisti. sonradan ogrendim duvarin biz oldugumuzu.

veryansin, herseye ragmen iki kisilik bir eylem. birinin verdigi, digerinin yandigi.

birinin en icten, gercek haliyle, dusunmeden -dusunmek istemeden- icindekileri karsisindakine altin tepside sundugu, digerinin de tok bir misafirmis ama yine de "bak bunlari senin icin ozenle hazirladim, yemezsen darilirim" tadinda -tadini ne kadar alabiliyorsa- onune konanlari yemeye maruz kaldigi iki kisilik bir aksam yemegi aslinda; veryansin. hersey dahil...

tok oldugunu bile bile yemek, yine de bundan tat almak, tat almaya calismak. cunku o kadar eminsinki "bak bunlari senin icin ozenle hazirladim, yemezsen darilirim" cumlesinin gercekligine. zamanin tum yorgunluklarini rafa kaldiran o eller, rafin en ust noktasina ulasmak icin yukselen o parmak uclari. o eller, gecenlerde masada karsimda oturan o bir cift gozle, lakirdi yuvarlayabildigim ve bu anlamsiz eylemi bile sadece ben oldugum icin anlamli kabul eden beynin, kalbin elleri. ayni kalbin, ayni beynin dili.

ver.
yansin.

4 Mart 2010 Perşembe

bank asya'da son 10 hafta

benim icin boş verilmiş bir 2009-2010 sezonuydu. dört hafta dayanabildim. mersin macini izmirde izleyip 45.dakikada ciktim. dogruyu yapiyorsun dedim kendime, birak su hastaligi. iki hafta dayanabildim, yine uzun sürmemisti ayriligimiz.

şimdi son 10 haftaya giriyoruz.
kemalito gecenlerde march madness'a benzetti bizim hastaligi, harbiden de oyle. son hafta liderlik macina cikip, kaybedip, sadece 3 puan farkla kapatilan ilk yari, buyuk umutlar beslemek icin tabiki de yeterli bir sebepti. ozellikle tek bir mecradan ibaret yerel basin haber bulamadigi icin her gün temcit pilavi gibi "son 10 yilin en iyi Altay'i" istatistiklerini bize servis ederken. 6 haftada alinan 2 puan ve bu surede tamami rakiplere kaybedilen 4 mac hem fuat yaman'in sonunu hazirladi, hem de camiadaki babalarin karalamalarina maruz birakti yonetimi. acikcasi karsiyaka macindaki aciz takimi gorunce uzulmus ve bu senenin cok erken bittigini dusundum.

Zagor'un dumene gecmesiyle mersin-rize-kocaeli uclusunden alinan 7 puan acaba mı dedirtti yine dogal olarak. kocaeli macinda burak calik'in attigi golden sonra tribune kosup "biz bu arma icin ölürüz" diye bagirmasi acaba mi gazinin ustune haydi buyuk altay dedirtiyor.

son 3 haftadan onceki kabus 6 hafta icerisinde gs'ye imzayi atip da formu dusen musa, akillara durgunluk veren goller kaciran burak calik, serseri mayin ercan ve canli bomba mehmet budak, sol anahtari bile olamayacak mesut, hala futbolu ogrenemeyen abeci alp'in performanslari alinan son 7 puanla unutulmus degil tabiki.

neyse, biz basladik hesap kitap donemine. icerdeki o maci yensen ustundesin, boş kaleye o golu atsa galipsin, vur taca maç bitsin işte geyikleri bu 10 hafta boyunca cok kez yasanacak. o kapidan iceri girdik yine ne yazikki. girdik diyorum, bir de bati yakasi hikayesi var işin, alplessness ile tanriverdi'nin sürükledigi. buca büyük merak konusu aramizda. tanriverdi halen takdir etmek lazim dese de ben içime sindiremiyorum. buca kim lan:)

extra playoff'a gidecek dört takimdan üçü izmirli olsa, o dördüncü takim net cikar. bu konuda hic suphem yok. puan durumu da cok fena bu arada.

25 Şubat 2010 Perşembe

mahalle



fotograf ariyordum flickr'da sarkiyla manali, bunu buldum. dogdugum mahalle burasi. eski ege sistem dershanesinin oldugu yer.

karsi sokaktaki firindan yedigim gevregin tadini hayatim boyunca unutmam, st joseph'in arkasindaki. rahmetli babanem, gittigimde hep bana gevrek aldirirdi, bilirdi cok sevdigimi. yaninda izmir tulum ve ev yapimi, iri taneli cilek receliyle mideye indirirdim hepsini. babanem yasliydi ama her yasli insan gibi illa onun yemeklerini yemem icin diretmezdi cunku bilirdi gevrekleri yedikten uc saat sonra onun meshur fiyonk makarnasindan isteyecegimi. uzerine bolca tuzlu lor dokerek iki tabak da ondan yerdim. en fazla 5 yasindaydim o donemler. babanem 23'luydu, farkliydi.

aksoy'un yeri hep ayri olsa da alsancak'i cok severim. belki de hangi cephesinde oldugumu cozemedigim bu hayata gozlerimi orada actigim icindir. sonradan bir sene de orada yasadim, farkliydi. fetret donemiydi.

bugun cem'le konustuk arabada. cok isterdi bir arabasi olsun. gecen sene aldi, askla tutuyor direksiyonu. ben de tek basima yasamak isterdim. bundan yedi sene once ayni cati altindaki halimiz geldi gozlerimizin onune, kendimizce cumleler kurduk. ortakoy'e bir seneligine mahallemiz demistik. bugun eski sazeli'nin onunden arabayla gecerken, karsidan karsiya elinde sarapla gecen bir cocuk gordum, gozlerim doldu. yasamsal temeller oradayken atildi diye hatirliyorum. buyuk hayallerimiz yoktu, sans kovaliyorduk sadece. iyi orta gol getirirdi bizim oralarda ama kaleden kaleye gol olmadigini da biliyorduk.

simdi asmali'ya mahallem diyeyaziyorum. hem tam diyemiyorum, hem de asmali'yi mahallem diye yaziyorum.

gercek mahallemden ise cok uzaklardayim. doner miyim bilemem.
bizlerin sorunu da bu zaten. yasamak, hayata tutunmak, para kazanmak... herkes karakterine gore secer eylemini. bunun icin kopuyoruz onbes yasinda dunya sandigimiz mahalleden, sonrasinda da kendi kendimize gokdelenler dikmeye calisiyoruz. kimi zaman iscilik zayifsa ya catiyi tamamlarken yikiliyor tum bina ya da henuz ikinci katta gocuk altinda kaliyoruz.

ben simdilik insaata devam ediyorum. temelleri saglam atmistim, simdiden 200 daire sattim, anahtarlar 2035'te stockholm'de teslim edilecek.

bu arada.
masturbasyon degil bu. intihar, her gun edileninden.


Sebnem Ferah - Mahalle

fizy linki

kalbimin topraklarına mezarlar kazdın
her birinin üstüne gökdelenler koydun
aklımın yapraklarını bir bir kopardın
binaların üst katlarına süslü teraslar yaptın

geçer gider sandım geçmedi gitti
kurduğun bu mahalle haritadan silindi

aklımın sokaklarını arar sorarken
kim bilir ben kaç kalp kırdım
zamanın istasyonunu trenler geçerken
kim bilir kaç kez kaçırdım

uykumun masallarını her gece anlattın
dinledim defalarca seni kahraman yaptım
kurduğun mahallenin her sokağında
utanmadım gecelerce sövdüm saydım

geçer gider sandım geçmedi gitti
kurduğum bu mahalle haritadan silindi

18 Şubat 2010 Perşembe

ne demek bu

"if we stand proud and get knocked down, well that's the way it's got to be. and if i die trying, well, i prefer dying to living on my knees" diyebilirim, hic ne anlama geliyor diyenlere.

hadi lan ordan.
benim kendi cumlelerim var.
bir ara icerken anlatirim ne anlama geldigini ama simdi olmaz.
yukaridaki de skrewdriver'in stand proud sarkisinin sozlerinin bir kismi zaten.

15 Şubat 2010 Pazartesi

the world is big enough and salvation lurks around the corner


filmin altinci dakikasinda ekran karardi ve Bai Dan filmin adi olan cumleyi kurarken alt yazida "dunya kocaman ve kurtulus hemen surada gizleniyor" yazdi. dedim sictik. isiklari kapatip ve hemen yattik FF ile. korktugumuzdan degil tabi, saat gec olmustu ve uyku filmin onune gecmemeli diye saygimizdan filmi ertesi gune birakmistik.

balkan ulkelerine bayilirim. okuduklarima ve soylenenlere gore halen ozal'in turkiyesini yasayan bu topraklardaki halk arasinda, sonsuz bir insanlik kat sayisi hukum surmekte. dunyada sadece bize mahsus oldugunu savundugumuz misafirperverlik balkan ulkerlerinde daha samimi ve gercek. filmin her karesinde hissediliyor zaten. toplumun yasayis bicimine donemin baskici siyasi duzen yapisi da girince film hikaye bakimindan siradanlassa da olmus bu dedirtiyor. ben ihtisamli ve yapay olandan ziyade zayif ve gercek olani sevdigim icin film zaten gozumde 5-0 onde baslamisti. skoru soylemeyecegim cunku filmin sonunda belli oluyor zaten.
turkiye'de vizyona girse ve milyonlarca kisi izlesin cok isterim ama biliyorum imkansiz. ben tesekkurlerimi dvd'ci metin'e sunmakla yetiniyorum.
film bulgar yapimi ve 20'den fazla odulu var avrupa'daki festivallerde. Son olarak 7 mart'ta duzenlenecek Oscar gecesinde dokuz film arasinda en iyi yabanci film odulunu almak icin yarisacak. imdb notu 765 oy ile 8,5. yonetmen Stephan Komandarev'in dort filmi daha var, dordu de izlenmeye deger.

hayat zarlari elinde dostum. bundan sonra atacagin zarlar biraz kabiliyetin ve biraz da sansin dogrultusunda sekillenecek.