aşağıdaki yazışma, canım kardeşim onur erdem'in bugünkü yazısını yayınlamadan önce bana attıktan sonra yazdığım cevap. ne farkımız var camus ve sartre'tan. benim hayalim ütopya. eşitlik istiyorum, adilik istemiyorum. samimiyet istiyorum. kuralları ben koymadım, koyulanları da çok kabul ettiğim söylenemez.
not: yazının başlığını bana bir fransız sormuştu sunumun birinde. neden 5-12 abc1 hedef kitlesi yok demişti. çocuklarda SES ölçemiyoruz dedim. bunun ailesi yok mu, onların SES grubu ne demişti. o zaman içimden kalan bir cevap: çocuğun SES grubu mu olur amına koyayım, çocuk lan bu!
.....
çalışamadığımdan bahsediyorum dostlara bu aralar. keyfimin olmadığını, içimin artık almadığını anlatıyorum. aynı sıkıntılardan mütevelli aynı isyanlar. bu kez tonu düşük, ne yapıyorsam kendime yapıyorum. hakan günday romanlarındaki kadar canlı olmasa da günümüz şartlarında kendimi öldürüyorum. most modern suicide. siktir lan, konu bu değil.
bugün bir mail düştü şirkete. içeriden biri tüm çalışanlara yollamış. yedi yaşındaki kızı resim yarışmasına girmiş, rekabet kuvvetliymiş, destek lazımmış. beynimden vurulmuşa döndüm. yedi yaşındaki çocuğun resim yarışmasındaki birinciliği için 170 kişiye mail atmak. Benim annem beni ders çalıştırırken kitabın arkasındaki cevap anahtarını yırtardı arkadan bakmayayım diye. zaman değişmiş belli ki, zafere giden her yol mubahtır mantığı plazalardan evlere de girmiş. eski bayramlar gibi eski anneler de yok. burada bence asıl üzerine düşünülmesi gereken gizli özne. yedi yaşında pastel boyayı hayatının merkezine koymuş, resim yarışmasına katılan çocuk. ama rekabet içerisinde bir çocuk. mesela ben yüzmeyi sekiz yaşında öğrendim, yedi yaşımda hala denize girdiğimde babam da benimle denize girerdi. etrafı kolaçan ederdi, beni kollardı, yüzmeyi de o öğretti bana. beni yedi yaşındayken hedefleri olimpiyatlara katılmak olan yaşıtlarımla rekabet edeyim diye havuza atmadı. hatırladığım kadarıyla yedi yaşında ayakkabılarımı da bağlamayı yeni öğrenmiştim. geceleri mahalleye inmeme izin yoktu, gerçi artık çocuklar sokakta oynamıyor sanırım. tüm bu saydıklarım bile benim için yeterince zordu. en büyük artım okuma ve yazmayı beş buçuk yaşında öğrenmekti. bu da annem ve babam için yeterli bir gurur kaynağıydı. bir ara okula ikinci sınıftan başlamam gündeme gelmişti. valide hırslıydı. "başlatalım, bizim oğlan çok zeki çocuk maşallah" diye anlatıyordu eşe dosta. babam da duydu bunu bir kez, rakı içiyordu. bizim evde çok rakı içilirdi."ogan, birinci sınıftan başlayacak okula, akranlarıyla. futbol oynayacak onlarla, futbolda fizik fark ettirir bu yaşta. oğlanı ezmesinler." diye noktayı koydu konuya. o zamanlar borusu öterdi valideye. peder bey hem validenin insanlara ukalalık yapmasından rahatsızdı çünkü çocukları çok severdi hem beni erkek gibi yetiştirip futbolu iyi oynamamı istiyordu hem de ezilmemi istemiyordu. valide de o zamanlar peder bey'in gözlerinin içini gördüğünde gözleri parıldadığından paralize olup tamam turgay derdi, her tamamda da ayrı aşık olurdu. annemin gözleri o kadar parlardı ki bana uzaylı zekiye'yi çağrıştırırdı. ben altı, yedi yaşlarımı böyle hatırlıyorum. resmim de hiç iyi olmadı bu arada.
bu arada şirkette herkes aynı ip'den giremediğinden, şirketten tek oy gitti ressam adayına. rekabet derneği kurallarına uymuyor herhalde aynı ip'den birden fazla oy vermek. bunu gören ahali yayılımı arttırmak için sosyal medyadan link paylaştı. gerçekten çok kötü bir insanım. neler düşünüyorum.
harmanci giz plaza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
harmanci giz plaza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Kasım 2012 Salı
11 Nisan 2010 Pazar
veda maili

bir ayi doldurdum bile yeni ofiste.
"vedalara dayanam" klisesini sevmem. veda gercektir ve hayatin kendisidir. bugun ben veda ederim, yarin bana veda ederler. hicbir sey olmamis gibi davranmak da karaktersizligin daniskasidir bu ayriliklarda. icinden geleni son kez soylemen gerekir. ben de soyledim.
final siiri de trofolo'da, olaylarin zirve yaptigi donemde okumustum.
......
son 22 saattir aynı koltukta oturup, havayla temasta bulunmadan, excel senin, powerpoint benim, brief onun, P4 bunun, budget hepimizin diye globalleşmeye devam eden dünyanın emlakçısı olan reklam endüstrisine hizmet veriyorum. bir önceki cümlede geçen tümleçlerin hepsini hayatımdan çıkartmayı ne kadar da çok isterdim oysa.
daha şanslı doğabilseydim, kendi şansımı yaratmaya çalışmasaydım.
ben yol, su ve elektrik peşinde değilimki. taşları birbirine sürterek kendimi ısıtmak istiyorum. işim bittiği zaman da tükürürek söndürürüm. ama ne yazıkki o reklamda olduğu gibi levent'teki ofisimden çıkıp, etiler'deki evime doğru yola koyuluyorum birazdan.
son derece korkutucu bir gerçek.
diye yazmistim kendi bloguma agustosun 27sinde.
daraldigim gunlerdi. hepimizin olmadi mi zaten?
hayat vs kariyer diye sorguladigimiz.
ne yazikki dvd'lerin extralarindaki deleted scenes'e hicbir zaman anlam veremedigim icin ben de herseyi saklayip bos bir veda maili atmak istemedim.
ama sunu belirtmem lazim.
26 senelik yeryuzu seruvenimde, kritik anlarda gozunuzun onune gelen film seridinde yer alan bes kare saysam ikisi bu cati altinda gecti.
unutulmayacak guzel hatiralar.
cok sey ogrendim mindshare'de.
hem iş anlaminda hem insanlik anlaminda.
bazi insanlara tesekkur etmek istiyorum.
herseyden once dost oldugu icin sinan'a.
inci, eda ve dilek de bunlarin basinda. minitolariydik biz 21.katin.
meltem, ozan, pinar, aslihan, isil, ecehan, sefika, yelda, elif, ozan, bora, mitor, haydar, umut vs vs
işlerinde samimiyeti yitirmeyen, insan olan insanlar.
son olarak da bir şiir.
herseyi ozetleyen.
tesekkurler turkiye, tesekkurler mindshare
Artık gidiyorum
Beni uğurlayın kardeşlerim
Hepinize eğilerek ayrılıyorum
Yalnız sizin son ve nazik sözlerinizi bekliyorum
Uzun zaman komşuluk ettik ama
Verebildiğimden çok aldım
Şimdi gün ağardı
Karanlık köşemi aydınlatan lamba söndü
Bir davet geldi ve ben yol için hazırım
Bu ayrılış gününde bana bol şans dileyin arkadaşlarım
Beraberimde ne götüreceğimi sormayın
Seyahatime boş eller ve ümit eden bir kalple çıkıyorum
30 Eylül 2009 Çarşamba
bu masada ipod grevi vardır!!!

geçen sene bizim altaylı oyuncular paralarını alamadıkları için 31.hafta yendikleri maç sonunda formaları çıkartıp sahanın ortasına bırakmışlardı, ligin bitmesine az bir süre kala, altı yıllık hayalin gerçeğe dönüşeceği günlerdi. ben forma giymiyorum ama bu aralar pek formdayım. konuştuğum her kelime aleyhimde delil olarak kullanılacagı için susma hakkımı kullanıyorum, kulagımda ipod'la. bayadır ilişkiye girmiyorduk kendisiyle. o da formda bu aralar.
bu adam gitti gider
yorgun argın
usulca buradan göçer
anlamadığım konu ise bir insanı aptal yerine koyabilirsin. karşındaki ses çıkartmadıkça gerçekten aptal olduğunu da düşünebilirsin. ama gözüne sokarcasına demeçlerde bulunursan, fıstıkçı şahap ile hiç tanışmamışsın demektir. aptal'a bir bakmışsın abdal olmuş, veda dizelerini fısıldıyor kulağına...
hepinize iyi çalışmalar
27 Ağustos 2009 Perşembe
gunes
vals
son 22 saattir aynı koltukta oturup, havayla temasta bulunmadan, excel senin, powerpoint benim, brief onun, P4 bunun, budget hepimizin diye globalleşmeye devam eden dünyanın emlakçısı olan reklam endüstrisine hizmet veriyorum. bir önceki cümlede geçen tümleçlerin hepsini hayatımdan çıkartmayı ne kadar da çok isterdim oysa. daha şanslı doğabilseydim, kendi şansımı yaratmaya çalışmasaydım. ben yol, su ve elektrik peşinde değilimki. taşları birbirine sürterek kendimi ısıtmak istiyorum. işim bittiği zaman da tükürürek söndürürüm. ama ne yazıkki o reklamda olduğu gibi levent'teki ofisimden çıkıp, etiler'deki evime doğru yola koyuluyorum birazdan.
son derece korkutucu bir gerçek.
son derece korkutucu bir gerçek.
19 Mart 2009 Perşembe
harmancı giz kat 22
saat 6ya geliyor.
herkeste ayrı bir sıkıntı. atılıyoruz, tutuluyoruz, iç çekiyoruz, tüm bunlar sırasında çalışıyoruz da. başa gelen çekilir misali herkes odaya girince maskesini takmak zorunda. oglen yagan karın altından gunes çıkmış, haydi terasa. dolapta dünden kalma 33lük biram var. maskelerinizi merdivenin sonundaki sepete bırakabilirsiniz demeden herkes maskeleri çıkartıyor. işte bunu seviyorum.
temiz hava saolsun kafamızı açıyor. onbes dakikalık seansın ardından herkes dünyasına dönüyor.
mutluluk içimizde!!
neremizden girdiyse!!
sen soktun sen çıkar!!
21 Ocak 2009 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


